ESKİ CAMİİ
Edirne’de Osmanlılardan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapıdır. 1403’te Emir Süleyman zamanında yapımına başlanmış, Çelebi Sultan Mehmet zamanında 1414’de bitirilmiştir. Osmanlı Padişahlarından II. Ahmet ve II. Mustafa'ya bu camide "Kılıç Kuşanma" törenleri yapılmıştır. Kabe de bulunan rüknü yemani taşının bir parçasını da bulunduran eski cami devrin alimlerinden Hacı Bayram Veli  Hazretlerine de bir müddet ev sahipliği yapmıştır.

       
                   
         

ÜÇ ŞEREFELİ CAMİİ
1438-1447 yılları arasında Sultan II. Murat’ın yaptırdığı Balkanlardaki egemenliğin ifadesi gibi olan ve bayram namazını resmedildiği cami Osmanlı Sanatının erken ve klasik dönem üslubu arasında yer alır. Mimar Müslihiddin Ağanın Burada ilk kez bir plan uygulamış, daha sonra bu planı Mimar Sinan İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimiyle uygulamıştır. Ayrıca Osmanlı Mimarisi’nde revaklı avlu ilk kez bu camide kullanılmıştır. Avlunun dört köşesine minareler yerleştirilmiştir. Üç Şerefeli Cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı camilerindeki en eski örneklerdir. Bir çok özelliğiyle ilklere sahip olan cami Edirne de Taçkapısıyla Tanınmaktadır.

       
                   
         

LARİ CAMİİ
Edirne Eski İstanbul Caddesi ile Saraçlar Caddesi’nin birleştiği noktada, Bat Pazarı denilen yerde bulunan Lari Camisi’ni Fatih Sultan Mehmet’in Hâkim Lari-i Acemi isimli hekimi 1514 yılında yaptırmıştır. Tıp kaynaklarında Abdülhamid Lari olarak tanınan bu hekim ile ilgili bir takım iddialar ortaya atılmıştır. Bunlara göre Fatih Sultan Mehmet’i yavaş yavaş zehirlemiş, Karamanlı Mehmet Paşa’ya uyarak padişahı yanlış tedavi etmiştir. Ancak Sultan II.Beyazıt zamanında da padişahın yanında hekimliğini sürdürmesi bu iddiaların yersiz olduğunu göstermektedir. 

       
                   
         

SULTAN II. BAYEZID KÜLLİYESİ (SAĞLIK MÜZESİ):
Tunca nehri kıyısında bulunan külliye Edirne’nin en önemli yapıtlarındandır. Cami, tıp medresesi, imaret, darüssişfa, hamam, mutfak, erzak depoları ve öbür bölümleriyle geniş bir alana yayılmıştır. II. Bayezid’in 1484-1488’de yaptırdığı külliyenin mimarı Hayreddin’dir. Çok etkileyici bir görünümü olan külliye küçüklü büyüklü yüze yakın kubbeyle örtülüdür. Yapıların en ilginci 20,55 m. çaplı, tek kubbeli, iki minareli anıtsal camidir. Caminin batısında Darüşşifa ve Tıp Medresesi bulunmaktadır. Revaklarla çevrili ön avlunun yanlarında ise akıl hastalarının iyileştirildikleri kubbeli hücreler bulunmaktadır. Avrupa da içine şeytan kaçmış denilerek yakıldıkları dönemde kurulan Darüşşifa özellikleakıl hastalarının müzik ve su sesiyle iyileştirilmesi ana ilkeydi.

       
                   
         

ALİPAŞA ÇARŞISI(KAPALI ÇARŞI)
Edirnelilerin daha çok Kapalı Çarşı adıyla andıkları Ali Paşa Çarşısı Kanuni Sultan Süleyman'ın son yıllarında dört yıl kadar Sadrazamlık yapan Hersekli Semiz Ali Paşa tarafından 1569 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Bir söylentiye göre Kırklareli'nde yapılacak bir camiye gelir temin etmek amacıyla yaptırılmıştır. Yapılmasındaki bir maksat da kıymetli eşya satan (altın, gümüş vb.) ticaret erbabını bir çatı altında toplamak ve bu ticaret erbabının korunmasını sağlamaktır. Kaynaklara bakıldığında; her gece yüz adet bekçinin çarşıyı beklediğinden bahsedilmesi de söz konusu ticari ürünlerin ne kadar değerli olduğunun göstergesidir. Çarşının bir özelliği de kemerlerinin kırmızı-beyaz taştan yapılmış olmasıdır. Edirne'nin ticari hayatı bakımından yerli yabancı turistlerin akınına uğrayan Alipaşa Çarşısı'nda 130 dükkan ve 6 kapı bulunmaktadır. Altı kapının ilk ikisi iki ucunda olup, ortadaki iki yöne açılır ve ortakapı olarak bilinir. Diğer ikisi de doğuya bakar. Güneyindeki kapı (İğneciler ve Balıkpazarı Kapısı) Direkler Çarşısı'na açılır. Dış duvarlar kesme taşla örülü olup üstü tuğladır. 300 m. uzunluğundadır.

Ali paşa çarşısının edirne de yaygın bir ünü vardır. Edirneliler bir esnafı kötülemek için; o zaten ali paşalı değildir derler. Iyi bir esnafı överken de o zaten ali paşalıdır sözünü söylerler. Edirnede ali paşa esnafınn dededen babaya ve oğla geçmesi gelenekselleşmiştir. Bu çarşı iyi ve ünlü esnaf yetiştiren bir okul niteliğindedir. Ali paşa çarşısında dükkan çalıştırmak için çok zengin olmak yeterli değil aynı zamanda iyi ahlaklı olmak da gerekmektedir. 

29 Eylül 1992 yılında elektrik kontağından çıkan yangın sonucu çarşı harap hale gelmiştir. O dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in önayak olmasıyla çarşı 5 yıl süren onarımdan sonra 25 Kasım 1997 tarihinde tekrar hizmete açılmıştır.

       
                   
         

BEDESTEN ÇARŞISI
Eski Cami'ye gelir temin etmek için Çelebi Sultan Mehmet zamanında 1417-1418 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Erken Osmanlı Dönemi çarşılarının ayakta ve kullanılır durumdaki en ilginç örneklerindendir. Mimarı Hacı Alaeddin'dir. Dikdörtgen biçiminde olup boyutları 41'e 78 metredir. 14 kubbeli bir yapıdır ve dört cephesinde 54 dükkan bulunur. Her cephenin ortasına düşecek şekilde dört kapısı bulunmaktadır. İç mekanda dört yüze dağılan şekilde 36 adet hücre vardır. İç Mekan boyutları 20 x 56 metredir.

Her kubbede bir adet pencere vardır ve iç mekan bunlarla aydınlatılır. Çatısı kurşunla kaplıdır.

Evliya Çelebi; "İçinde değerli eşya alınıp satılan yer" anlamına gelen Bedesten için: "Burada Mısır Hazinesi değerinde olan elmas ve mücevherler zengin tacirlerin dolapçıklarında gözleri kamaştırır; çarşıyı 60 gece bekçisi beklerdi." şeklinde yazmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme devrinde çok hareketli bir alışveriş yeri idi. Çok değerli mücevherler satan dükkanlar bulunuyordu. Günümüzde de canlı alışveriş merkezlerindendir. Kentte bulunan az sayıda mermer ustası bu çarşıda mesleklerini sürdürmektedir.

       
                   
         

ŞÜKRÜPAŞA ANITI
Tarihe "Edirne Müdafii" olarak geçen, merhum Mehmet Şükrü Paşa adına yapılan anıtın ilk temeli 22 Haziran 1984 yılında atılmış ancak yapı belli bir seviyeye geldiğinde, mühendislik hataları nedeniyle çökmüştür.

14 yıl bu durumda kalan anıt, dönemin askeri komutanları Çetin Erman ve Zafer Özer Paşalarca yeniden ele alınmış; yeni bir proje çerçevesinde 4 ay içinde tamamlanarak 27.07.1998 tarihinde açılışı yapılmıştır. 31 Temmuz 1998 tarihinde Mehmet Şükrü Paşa'nın naaşı İstanbul Merkez Efendi Mezarlığı'ndan alınarak anıt mezara nakledilmiştir.

Anıt kompleksinin 16 bin m2'lik bölümü Anıt; 3 bin m2'si oturma grupları ve otopark, 10 bin m2'si ise yeşil alan durumundadır.

 

       
                   
         

SARAYİÇİ BALKAN SAVAŞI ŞEHİTLİĞİ
Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği, Balkan Savaşı'nda düşman işgaline karşılık verilen 300.000 şehit ve 1913 yılında Sarayiçi'nde aç ve susuz bırakılarak öldürülen 20 bin şehit anısına yaptırılan bir anıttır. Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen bu şehitlikte, Türkiye'nin her köşesinden isimler bulunmaktadır.

Aynı alanda, 1939 yılında yapılan Balkan Şehitleri Anıtı da yer almaktadır.

       
                   
         

MERKEZ YAHUDİ HAVRASI
Edirne’ye 1492'de sürüldükleri İspanya'dan ve sonraki dönemlerde Portekiz'den gelen Yahudiler, burada kendi cemaatleri için sinagoglar kurarlar ve zamanla bunların sayısı onüçe ulaşır. 1903 yılında yaşanan Büyük Yangınla tüm sinagoglar tahrip olur. Bunun üzerine Yahudiler dönemin Padişahı Sultan II.Abdülhamid Han'a başvururlar. Sultan Abdülhamid Han'da tüm küçük sinagogların yerini alacak tek bir büyük Havra yapımı için 1906 yılında ferman verir. Bu ferman üzerine 1906 yılında başlayan inşaat 1907 yılında sona ermiş ve adı da Büyük Sinagog konmuştur.

Fransız Mimar Depre tarafından altı yüz erkek ve üç yüz kadını barındırabilecek büyüklükte inşa edilen Sinagog'un yanında bir Haham Lojmanı ve Yahudi Cemaati için bir de Okul inşa edilmiştir.

Yahudi Cemaatinin Edirne'den ayrılışları hız kazanınca ilgisizlik ve bakımsızlık sürecine giren Havra 1995 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün mülkiyetine geçer. 5 Ocak 1997 tarihinde ise çökerek ön cephe dışında tamamen yıkılmıştır.

Sonraki yıllarda Trakya Üniversitesi ile kültür hizmetlerinde kullanılmak üzere, restorasyonunun gerçekleştirilmesi için bir devir anlaşması yapılmışsa da henüz bir netice alınamamıştır.
       
                   
         

SWETİ GEORGE (ESWETİGEORGİ) ORTODOKS KİLİSESİ
Edirne’nin Kıyık Semtinde 1880 yılında inşa edilmiştir. 1889 da dekore edilen kilisedeki yazılar slavbulgarcası ile yazılmıştır. Daha önce aynı yerde bulunan kiliseden kalma bazı tablolar mevcuttur. Halk arasında Bulgar Kilisesi olarak da bilinir.

19-İtalyan (Katolik) Kilisesi: Kaleiçi’nin azınlıklarını günümüze taşıyan bir başka yapı da Gazi Paşa Caddesindeki Katolik Kilisesi'dir. Halk arasında daha çok İtalyan Kilisesi olarak anılır.

       
                   
         

DOLMENLER - MENHİRLER (TAŞ MEZARLAR)
Lalapaşa İlçesinde İ.Ö. 2000 li yılların sonları ile 1000 li yılların başlarına tarihlenen Dolmen ve Menhir adı verilen taş mezarlar bulunmuştur. Yapılan kazılarda mezar içlerinde bazı araçlar (Gözyaşı şişesi, madeni takılar) bulunmuş olup, bunlar Edirne Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi'nde sergilenmektedir.

       
                   
         

EDİRNE SARAYLARI VE SARAYİÇİ
Edirne'nin fethinden sonra ilk saray Sultan I.Murat tarafından 1365 yılında şimdiki Muradiye Küçükpazar ile Kırlangıç Bayırı arasında bulunduğu söylenen ve adına Kavak Meydanı denilen alanda yaptırılmıştı.

Ancak daha sonra Sultan II.Murat tarafından Tunca Adasını da içine alan bölgede Tunca'nın batısında bir ikinci saray inşaatı başlatılmış; Fatih Sultan Mehmet geliştirerek büyütmüştür. Bu Saray Saray-ı Cedid-i Amire, diğer ilk saray ise Saray-ı Atik olarak adlandırılır.

İkinci Saray'ın kapladığı alan 3.000.000 metrekaredir.

Bu saray başşehrin İstanbul'a taşınmasından sonra da başta Fatih olmak üzere padişahların ilgi alanında kalmayı sürdürmüş, padişahların çoğu burada ikamet etmişlerdir.

1870'li yıllarda sarayın mahzenleri cephane depolamada kullanılmaya başlanmış; 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında, Ruslar'ın Edirne'ye yaklaşması üzerine, Vali Cemil Paşa ve Müşir Ahmet Eyüp Paşa'nın emirleriyle ateşe verilmiş ve saray havaya uçurulmuştur.

Savaş sonrasında ise Vali Rauf Paşa'nın izniyle sağlam kalan yerlerden sökülen çiniler ve değerli eşyalar, yabancı ülke yöneticilerine hediye edilmiştir.

Bunların içinde İngiliz Kraliçesine 27 sandıkla hediye olarak gönderilenler büyük önem arz eder.

Günümüzde Kırkpınar güreşlerinin de yapıldığı bu saray alanına Edirneliler Sarayiçi adını vermişlerdir.

Bölgeye yakın olan mahallelerde yaşayanlar ise buraya Sarayiçi yerine; kısaca, Saray derler.
       
                   
         

ADALET KASRI - TUNCA BOYUNDAKİ BİR MİMAR SİNAN ŞAHESERİ
1562 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan Adalet Kasrı, Selçuklu Mimari tarzında ve ve taştan inşa edilmiştir. Bu kasır, Bakanlar Kurulu (Divan-ı Hümayun) ve Yargıtay olarak kullanılırdı.

İlk katında Şerbethane, ikincisinde divan katipleri, en üst katta da Divan heyetinin toplandığı mermer salon bulunmaktaydı.

Divan'ın toplandığı salon ortasında Edirnekari mermer bir havuz ve köşede kafes arkasında padişahın tahtı yer alır.

Saray'dan Günümüze Kalanlar

Fatih Köprüsü'nden kuzeye bakıldığında Saray'dan geriye kalan son parçaları şu şekilde sıralayabiliriz.

Solda Saray Mutfakları, ortalarda Babüssade (Saray'ın Saadet Kapısı) Babüssade'nin sağ yanında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan ve Cem Sultan'ın doğduğu yer olan Cihannüma (Has Oda) Kasrı.

Bu Kasr (Köşk) yedi katlı olarak yapılmıştır. En üstte Cihannüma Odası bulunur. Edirne Saray'ının en büyük Kasrıdır ve en geniş alana yayılanıdır.

Cihannüma'nın sağ tarafında Kum Kasrı Hamamı bulunur.

Kum Kasrı'nın bu adını, bulunduğu yerin sarı renkli kumundan aldığı rivayet edilir

       
                   
         

MERİÇ (ABDÜLMECİT - YENİ KÖPRÜ) KÖPRÜSÜ
Bu köprünün yapımı 1832 yılında Edirne'yi ziyaret eden Sultan II.Mahmut'un emriyle gündeme gelmiştir. O yıllarda burada ahşap bir köprü bulunmaktaymış.

Köprünün yapımı bütçe sıkıntıları nedeniyle ancak 1842 yılında Sultan Abdülmecit döneminde başlatılabilmiş ve beş yılda bitirilmiştir. Bitiminde köprüye konulan kitabe, Yunan İşgali döneminde işgalciler tarafından söktürülmüştür.

Edirne'nin en yeni Osmanlı yapısı köprüsüdür. 12 kemerli olup, güzel bir görünüşü vardır. Günbatımının dünyada en güzel izlenebildiği noktalardan olduğu söylenir.

       
                   
         

MERİÇ NEHRİ HAKKINDA
Antik adı Hebros olup, Bulgarca Maica, Rumca Evros olanak anılır.

Bulgaristan'ın güneybatısında; Rila Dağlarının kuzey yamaçlarından doğar. Sivilingrat ve Kapıkule arasında Bulgaristan Yunanistan sınırını; Karaağaç dışında da Kapıkule ile Enez arasında Türk- Yunan sınırını oluşturur.

490 km. uzunluğundadır ve Enez'de Ege Denizine dökülür. Türkiye -Yunanistan sınırının başlangıç noktalarında Arda'yı; Türkiye sınırları içinde ise Tunca ile Ergene Nehirlerini içine alır.

       
                   
         

MAKEDON ( SAAT ) KULESİ
Roma İmparatoru Harianus tarafından kurulan Hadrianapolis’i çevreleyen surların dört köşesindeki kulelerden asıl adı Makedonya Kulesi olan kule ( Saat Kulesi ) günümüze ulaşan tek örnek durumundadır. Edirne Valilerinden Hacı İzzet Paşa’nın kule üstüne yaptırdığı ahşap katlar ve koydurduğu saatler sonrasında burası ( 1866-1867 ) Saat Kulesi olarak anılmıştır.

1894 yılında ahşap katlar indirişmiş ve yerine kagir üç kat inşa edilmiştir. Fransa’da yaptırılan yeni saatler ise kulenin yapımında iki yıl sonra konulmuştur.

Kule çevresinde sürmekte olan kazılarda Roma dönemi buluntularına rastlanmaktadır. Kuleni batı yönünde  surlardan kalan son parçalardan örnek bulunmaktadır.
       
                   
         

UZUNKÖPRÜ KÖPRÜSÜ
II. Sultan Murat Varna seferinden dönerken Ergene Nehri’ne geldiğinde orduları ile su taşkınlığından dolayı nehrin sahilindeki bayıra geçirmek zorunda kalmıştır.

Gelibolu istikametine gidilebilmesi için nehrin üzerine bir köprü yapılmasının lüzumlu bulmuş ve hemen inşaatı için emir vermiştir. Bu emir üzerine Mimar Muslihiddin tarafından 1426 yılında inşaata başlanmış ve 1443 yılında sonra ermiştir. 

18 sene gibi uzun bir müddet süren bu muazzam eser 1392 m. uzunluğunda, 5,5 m. genişliğinde ve 174 kemerli olarak inşa edilmiştir. Köprünün inşaatı ile Cesri Ergene adıyla bir kasaba kurulmuş ve bugünlere kadar gelmiştir. Köprü ayrıca dünyanın en uzun taş körüsü özelliğini de hala korumaktadır.

       
                   
         

KARAAĞAÇ GAR BİNASI
Edirne Tren Garı, İstanbul’daki Sirkeci Garı örnek olarak yapılmış gar binalarından birisidir. Şark Demiryolları Şirketi adına Mimar Kemalettin Bey tarafından neoklasik üslupta inşa edildi. Üç katlı, dikdörtgen planlı ve 80m. uzunluğunda bir yapıdır. İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan demiryolunun en önemli istasyonlarından birisi idi[1]
İnşaatı 1914 yılında genel olarak bitirilmişti ancak o yıl başlayan I. Dünya Savaşı nedeniyle demiryolu güzergahı değiştiği için hizmete giremedi. Savaş sonunda Osmanlı Devleti sınırları dışında kaldı[2].
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması'nda Karaağaç, Bosnaköy ile birlikte Yunanistan'ın Batı Anadolu'da yaptığı tahribata karşılık, savaş tazminatı olarak Türkiye'ye verildi. Böylece yeniden Türk sınırlarına giren Karaağaç İstasyonu, 14 Eylül 1923 günü Yunanlılardan teslim alındı ve 1930’da işletmeye açıldı.

       
                   
         

KAPIKULE
İlk olarak 1930 senesinde Bulgaristan sınır karakolu olarak kurulmuştur. 1953 yılına gelindiğinde Bakanlar Kurulu kararı ile sınır kapısı haline getirilmiştir. Kapıkule Sınır Kapısı 2009 yılında büyük bir yenilenmeye gitmiş ve şuan ki modern görüntüsünü kazanmıştır. Toplamda 330.000 metre kare alanda hizmet vermekte olan kapıkule sınır kapısı ülkemizde ve Avrupa da birinci, dünyada ise ikinci büyüklükteki sınır kapısı olma özelliğine sahiptir.

       
                   
         

DARÜL HADİS CAMİİ
1435 yılında II. Murat tarafından Tunca nehri kıyısında yaptırılmıştır.. Caminin yanındaki türbelerde II. Murat'ın iki oğlu ile III. Mustafa ve III. Ahmet'in çocuklarının kabirleri vardır.

Rivayet edildiğine göre, Edirne Kalesinin Germe Kapı Caddesi denilen tenha ve terkedilmiş bir bölgesine, bir kış sabahı daha gün doğmadan önce inşaat ustaları toplanmaya başlamış. Bu durumu gören halk da merakla olacakları seyretmeye koyulmuştu. Az sonra Sultan 2.Murat’ta buraya teşrif etmesin mi ? Kurbanlar kesilmiş, dualar okunmuş, çevredeki herkese ihsanlar dağıtılmış ve bizzat padişah tarafından bu ücra mekana bir temel taşı konulmuş.

Sonrasında büyük bir hızla inşaat başlamıştı. Merakla oraya toplanan Edirneliler olayın detaylarını sonradan öğrenmişler. Meğer gece Sultan Murad rüyasında Peygamber Efendimizi (SAV) görmüş. Hz.Peygamber kendisinden, bu mekanda bir Darülhadis inşa etmesini istemiş. Hz. Muhammed (SAV) ve ona ait her şeye düşkün her Osmanlı gibi Sultan Murad’ta bu emri hiç geciktirmeden yerine getirmek için hemen rüyayı gördüğü uykudan uyanır uyanmaz inşaat hazırlıklarına başlanmasını emretmiş ve buraya ilk temel taşını da kendi elleri ile koymuş.