II. BAYEZID KÜLLİYESİ

 

Külliyenin “kalbini” oluşturan II. Bayezid Camii kare plânlı bir harim, bunun Doğu ve Batı kenarlarına bitişen iki tabhane kanadı ve harimin Kuzeyindeki revaklı şadırvan avlusundan oluşur. Üç yöne açılan birer kapıya sahip olan şadırvan avlusunun revakları toplam 22 adet kare plânlı ve kubbeli birimden meydana gelir. Kubbeleri taşıyan, kırmızı ve beyaz alternatif örgülü sivri kemerler, mukarnası başlıklara sahip sütunlara oturur. Son cemaat yerini teşkil eden Kuzey kanadındaki sütunlar yeşil mermerden, diğerleri ise beyaz mermer ve granittendir. Son cemaat yerinin kubbeleri diğerlerinden çok daha gösterişli biçimde tasarlanarak bu kesimin ayrıcalığı vurgulanmıştır. Mihrap-Taç Kapı ekseninde yer alan ve içi mukarnas dolgulu olan kubbe diğerlerinden yüksek tutulmuştur. Bunun yanlarında yer alan ilk kubbeler helezoni dilimli, İkinciler ise ışık yansıtıcısı dilimlidir. Harimden son cemaat yerine açılan pencerelerin arasında birer mihrap vardır. Harime açılan görkemli Taç Kapının sülüs hatlı kitâbeleriII. Bayezid Külliyesi            Osmanlı          hat sanatının en büyük ustalarından Şeyh Hamdullah'ın kaleminden çıkmıştır. Kare plânlı (20.58 x 20.60 m.) Harimi örten ve pandantiflerle geçilen kubbe yirmi kenarlı alçak bir kasnağa oturur. Kesme taş örgülü duvarlarda dikdörtgen açıklıklı ve ahşap kepenkli pencerelerin üzerinde, üç sıra hâlinde düzenlenmiş olan sivri kemerli ve revzenli tepe pencereleri yer alır.

 

Tabhanelerin Kuzey - Doğu ve Kuzey - Batı köşelerinde yükselen tek şerefeli minarelerin çokgen kaidelerinde kenarlar, burmalı sütunçelere ve mukarnslı başlıklara oturan sağır Bursa kemerleriyle hareketlendirilmiştir. Caminin en önemli mimarî öğelerinden birisi harimin Güney-Doğu köşesinde yer alan fevkanî Hünkâr Mahfilidir. Dikdörtgen plânlı mahfili taşıyan, siyah ve beyaz renkli taşlardan örülmüş sivri kemerler, farklı malzemelerden yontulmuş sekizgen kesitli zarif sütunlar ve mukarnaslı başlıklara oturur. Geometrik şebekeli bir korkuluk mahfil alanını sınırlar. Söz konusu mahfil, Osmanlı mimarîsinde, Bursa Yeşil Cami’dekinden (1419) sonra ikinci örneği teşkil eder. Ancak Yeşil Cami’nin Kuzey kanadındaki üst katı işgal eden Hünkâr Kasrının içinde tasarlanan mahfil kendi türünün tek örneğidir. Buna karşılık II. Bayezid Camii’ndeki mahfilin gerek harimdeki konumu gerekse de tasarımının ana hatları daha sonraki örneklerin büyük çoğunluğunda devam ettirilecektir.

Metin Kutusu: se yote ¿ğgradefc! kocriLöperse de bos
II. Bayezid Camii Osmanlı mimarisinde 15. yüzyılın ikinci yarısında ve 16. yüzyılın ilk çeyreğinde görülen, “tek kubbeli ve tabhaneli Camiler” olarak adlandırılabilecek yapı grubuna girer. Bu grupta, kare plânlı ve kubbeli harimin Doğu ve Batı cephelerine bitişen tabhane birimleri, İstanbul Davud Paşa (1485), Tokat Hatuniye (1485) ve Amasya Mehmed Paşa Camilerinde (1486), tek olarakveya ikili gruplar hâlinde tasarlanmıştır. Edime II. Bayezid Camii (1488) ile İstanbul Sultan Selim Camii’nde ise (1522) köşk mimarisinden kaynaklanan dokuz birimli bir şema uygulanmıştır.Bir karenin kendi içinde dokuz eşit kareye bölünmesiyle elde edilen bu şemada ortadaki birim aydınlık fenerli bir kubbeyle taçlandırılmış olan kapalı avludur. Bunun çevresindeki haçvari konumlu dört birim eyvan şeklindedir ve bir kemerle avluya açılır. II. Bayezid Camii’nde Kuzeydeki eyvanlar son cemaat yeriyle, yan eyvanlar da dışarıyla bağlantılıdır. Bir sekiyle yükseltilen Güney eyvanı sohbet, yeme-içme türünden işlevlere tahsis edilmiştir. Köşelerde kalan, girişleri Batı ve Doğu eyvanlarına açılan ve birer ocakla donatılmış olan dört birim ise, barınmaya mahsustur. Merkezdeki avluyu taçlandıran kubbe içeriden zengin bir mukarnas örgüsüyle donatılmıştır. Aydınlık fenerinden sızan huzmeler bunun yüzeyinde göz alıcı ışık- gölge oyunları yapar.

 

Caminin plânı İstanbul Sultan Selim Camii ile hemen aynıdır. Ancak burada harim çok daha yüksek tutulmuş ve ilginç bir şekilde söz konusu özelikle Rumeli’de daha sonra inşa edilecek birçok Camide devam ettirilmiştir. Yapıda vurgulanması gereken diğer bir husus da tabhane kanatlarının, erken dönem Osmanlı Camilerinde yer alan ve daha ziyade fütüvvet teşkilâtının faaliyetlerine ve diğer bazı dinî-sosyal içerikli toplantılara mahsus olduğu tahmin edilen, harimle bağlantılı yan kanatlardan farklı olarak, sadece ikâmet işlevine tahsis edilen, harimden bağımsız mekânlar hâline gelmiş olmasıdır. Osmanlı’nın kuruluş aşamasında yönetimle yakın ilişkileri olan ve toplumun sosyo-ekonomik hayatını yönlendiren Ahilik, Fatih’in merkezî bürokrasiyi güçlendirmesini müteakip, 15. yüzyılın ikinci yarısında eski nüfuzunu kaybetmiş ve artık Selâtin Camilerinin tasarımına damgasını vuramaz olmuştur.

 

II. Bayezid döneminin birçok yapısında olduğu gibi, bu yapıda da süsleme ayrıntılarının son derecede itinayla ele alındığı dikkati çeker. Taş süslemeler arasında, kapıları ve mihrapları taçlandıranmukarnaslıkavsaralar, minare şerefelerini destekleyen mukarnaslı dolgular, ayrıca yan yüzeyleri oymalı, korkulukları şebekeli mermer minber zikredilebilir. Son cemaat yeri kubbelerinde, muhtemelen 18. yüzyılın sonlarına ait Barok kalem işlerinin altında yapıyla çağdaş klâsik üslûpta kalem işleri seçilir. Kısmen korunabilmiş olan pencere kanatları ve asıl Taç Kapının Edirne Etnografya Müzesi'nde sergilenen fildişi kakmalı kanatları dönemin en başarılı ahşap bezemeleri arasındadır.

II. Bayezid Külliyesi (1484-1488) içinde yer alan Bayezid Şifahanesi ve Tıp Medresesi, Osmanlı mimarîsi için olduğu kadar tıp tarihimiz açısından da son derecede önemli bir manzumedir. Şifahane-medrese İkilisi Selçuklu dönemindeki geleneği devam ettirir. Osmanlışifahaneleri içinde, Bursa'da Yıldırım Bayezid'in yaptırdığı şifahaneden sonra ikinci örnek olan yapı, birbirini izleyen iki avlu çevresinde gelişir. Birinci avlunun sağında (Batı yönünde), yuvarlak Kemerli bir revakın arkasında, kare plânlı ve kubbeli odalar, solunda ise şifahanenin mutfağı yer alır.Şifahanenin bünyesinde, külliyenin imaretinden bağımsız, hastalar için özel yemeklerin pişirildiği bir mutfağın yer alması dikkat çekicidir.İkinci avluya geçit veren kapının önündeki çapraz tonozlu eyvanın yanlarında, kare plânlı ve kubbeli ikişer birimden oluşan kanatlar vardır.

 

İkinci avlu çevresindeki birimler girişin eksenine göre tamamen simetrik olarak tasarlanmıştır. Yanlarda eşit büyüklükte kare plânlı ve kubbeli üçer birimden müteşekkil kanatların ortasındaki birim eyvan şeklinde olup diğer birimler buna açılmaktadır. Avlunun Güney yönünde yer alan, zamanında su sesi ve musikiyle terapi yöntemlerinin uygulandığı bilinen, tedavi işlevli yapı şifahanenin en ilginç kesimidir. Aydınlık fenerli bir kubbenin taçlandırdığı, merkezinde fıskiyeli bir havuzun yer aldığı altıgen plânlı avlu bu bölümün çekirdeğini meydana getirir. Altıgenin çevresinde eşit boyutlarda, kare plânlı ve kubbeli birimlerden oluşan ilginç bir tasarım gözlenir. Altıgenin Kuzey kenarındaki birim giriş eyvanıdır. Doğu ve Batı yönlerindeki kenarlarda bulunan ikişer birimden birisi eyvan, diğeri buna açılan kapalı oda niteliğindedir. Güney kenarında ise, aynı şehirdeki Beylerbeyi Camii’ni andıran, (ters T şeklinde) yerleşimli dört birim bulunur. Bunlardan, yapının ekseninde yer alan birimin arkasında, cephede çıkıntı teşkil eden yarımaltıgen plânlı bir mekân yer alır. Altıgen plânlı bölümün, merkezdeki aydınlık fenerli kubbenin çevresinde kademelenen kitle tasarımı da, plânı kadar başarılıdır.